Mutsuzluğun Başkenti Türkiye

Mutsuzluğun Başkenti TürkiyeMutsuzluğun Başkenti TürkiyeMutsuzluğun Başkenti Türkiye

ABD merkezli kamuoyu araştırma şirketi Gallup’un 2015 yılında 143 ülkede yaptığı mutluluk araştırmasında Türkiye, Bangladeş ve Sırbistan ile aynı puanı alarak sondan üçüncülüğü paylaştı. Türkiye, 2013 yılında aynı şirketin yaptığı mutluluk araştırmasında ise 135 ülke arasında 97’nci olmuştu. Yani gittikçe artıyor mutsuzluğumuz. İyice dibi gördük.

Devamını oku...

MUTLULUK (Kişisel Gelişim/Nemesis Yayıncılık 2014)

Mutlulukmutlulukmutluluk

Mutluluk kaf dağının ardında değil. Piyango gibi mucizelere de bağlı değil. Bol paraya, şöhrete, statüye ise hiç bağlı değil. Yapacağınız bilinçli seçimlerle ve birazcık çabayla kendi görkemli mutluluğunuzu kurabilirsiniz. Ama kendi yolunuzdan giderek, sürününkinden değil.

Türkiye mutsuz insanlar ülkesi. Yapılan tüm mutluluk araştırmalarında ülkemiz en altlarda çıkıyor. Çünkü biz birbirimize güvenmeyi bıraktık. Burası artık ‘Babana bile güvenmeyeceksin’ diyenlerin ülkesi. Biz içtenliği, yakın ilişkiyi ve sohbeti kaybettik. Burası artık sözcüklere inanmayanların ülkesi. En önemlisi, biz hoşgörümüzü kaybettik.

Bu kitap tipik ‘10 Adımda Mutluluk’ kitaplarından değil. Ben böyle şeylere, herkese uygulanabilecek genel şablonlara pek inanmıyorum. Siz bu kitapta güzelce temellendirilmiş ve başarılmış, somut bir mutluluk örneği bulacaksınız. Bu mutluluk örneğinin size ilham vermesi ve bu sayede kendi özel mutluluğunuzu yaratmanız ise en büyük dileğim.

Umarım bu kitap sayesinde siz de, tıpkı benim gibi, ‘mutlu azınlık’ tarafına geçersiniz. Umarım depresyonun, intiharın kol gezdiği ülkemizde bu kitap size bir nefes mutluluk olur. Kitap kendi üstüne düşeni, size mutluluk katma misyonunu yerine getirebilir ama tek bir şartla: eğer siz kendinizi mutluluğa layık buluyorsanız ve mutluluğu seçme, onun gereklerini yerine getirme konusunda yeterince istekli ve kararlıysanız.

Mutlu olmak hayattaki en büyük başarıdır ve her büyük başarı gibi çaba ister. Bu kitaba hemen başlayarak çaba göstermeye ne dersiniz? Öyle ‘Armut piş, ağzıma düş’ yok. Şimdiden mutlu okumalar... Süleyman A. Örnek

NIETZSCHE'DE YAŞAMA SORUNU (Felsefe/Belge Yayınları/2012)

nietzschede_yasama_sorununietzschede_yasama_sorununietzschede_yasama_sorunu

Nietzsche’nin de yaşadığı 19. yüzyıl, büyük bir ivme kazanmış olan bilimsel gelişmelerin yanında, sarsıcı bir değerler krizine de sahne olmuştur. Sanayi devriminin de başladığı bu yüzyılda Avrupa insanlığı, sürmekte olduğu yaşamın değeri konusunda ciddi kuşkulara kapılmıştır. Tüm değerlerini üstüne kurduğu  geleneksel Batı metafiziğine dayalı bir inanç sistemi olan Hıristiyanlık ve onun ahlakı artık Avrupa insanının anlam duygusunu karşılayamaz hale gelmiş, bu durum da büyük bir boşluğun doğmasına yol açmıştır.
 
İşte filozof Nietzsche’nin önemi de bu boşluğa karşı takındığı tavır sayesinde artmıştır. Çünkü o, nihilizm adı verilen bu boşluğa bakıp ürkmek yerine, boşluğun aşılabilmesi için çareler aramıştır. O, insanı, çok inandığı antik Yunan’daki insanın görkemine kavuşturmak istemiş, tıpkı o dönemdeki insanın sergileyebildiğine benzer bir trajik bilgelik sayesinde yaşamı, bütün acı, ısdırap ve hazlarıyla onaylamanın yollarını göstermeye çalışmıştır.
 Nietzsche’nin bütün amacı, yaşamı değersizleştiren unsurlara karşı onu her koşulda savunmak ve onaylamak; insana, türlü nedenler yüzünden kaybettiği büyüklüğünü ve görkemini yeniden kazandırmaktır.  Nietzsche için yaşam, elimizdeki en değerli şeydir ve bu yüzden her koşulda sonuna kadar savunulmalıdır. Bu yöndeki çabaları ve yaşama karşı takındığı olumlu tutum, Nietzsche’nin felsefe tarihinde bir ‘yaşam filozofu’ olarak anılmasını sağlamıştır.Bu kitapta Nietzsche’nin tüm gücüyle yaşama evet deyişini ve üstinsanın ipuçlarını bulacaksınız…

NIETZSCHE'SİZ HAYAT BİR HATADIR (Felsefe/Nemesis Yayınları/2012)

nietzsche-siz-hayat-bir-hatadirnietzsche-siz-hayat-bir-hatadirnietzsche-siz-hayat-bir-hatadir

Kendisine tehlikeli belkinin filozofu diyen Nietzscheye kayıtsız kalmak imkânsızdır. O, öylesine güçlü bir sesle konuşur ki, mutlaka kafanızı çevirip bakmak ihtiyacı duyarsınız. Onun ya izinde, ya da karşısında olursunuz. Çünkü bir yaşam filozofu olan Nietzschenin eserleri, insan olmanın ne anlama geldiğine dair en önemli sorularla ilgilenir. Onun derdi kuru ve soyut sözlerle felsefe yapmak değildir; Nietzsche, yaşama doğrudan dokunmak ister.
 
Onun amacı yeni ve insana uygun, onu yücelten değerlere yer açmaktır. O, putları, sorgulamadan inanılan değerleri, insanı bir 'sürü' varlığı hâline getiren inanışları yerle bir etmek ister. Nietzshenin felsefesi en çok, kendi olma yolculuğuna çıkmayı göze alabilecek kadar cesur, ne pahasına olursa olsun bu yolculuğu sonuna dek vardırmayı isteyen gözü pek insanlara yardımcı olabilir. Çünkü Nietzsche bu yoldan geçmiş biri olarak haykırır kitaplarında...
 
Peki bir yaşam filozofu olarak Nietzsche bize nasıl yaşamamız gerektiğini söyler mi ya da insanlara bir reçete verir mi? Cevap hayır. O, insanlığı kurtarmak ve düzeltmek gibi şeylere inanmadığını açıkça ilan eder. İnsanlığı düzeltmek herhâlde benim vadedeceğim en sonuncu iş olurdu... Bu kitapta Nietzschenin yaşam öyküsünü, hayata yön veren aforizmalarını ve üstinsan olmaya giden yolları okuyacak,Nietzschesiz hayatın bir hata olduğuna siz de inanacaksınız...

CEHENNEM ÖYKÜLERİ (Öykü/Nemesis Yayınları/2010)

cehennem_oykulericehennem_oykulericehennem_oykuleri

Cehennem Öyküleri, hayatı kendimiz ve başkaları için nasıl bir cehenneme dönüştürdüğümüzün hikâyesidir. Bunu bazen ilk öyküde olduğu gibi delici bir bakışla, bazen de altıncı öyküdeki gibi yıkıcı bir kahkahayla yaparız.
 
Cehennem Öyküleri, iyiye, güzele, umuda olan özlemini tersinden giderek anlatan bir çalışma. Bu kitap ilişkilere-dostluğa nasıl inanmaz hale geldiğimizi hüzünle ve çok katmanlı bir ironiyle anlatan sessiz bir çığlık gibi de okunabilir aynı zamanda.
 
Kötüyü düşünerek, söyleyerek, yaparak ve göstererek ondan kurtulmayı umabilecek kadar saf; kötülüğün bir gereklilik olduğunu kabul edecek kadar da gerçekçi bir yüzleşme denemesi bu çalışma.
 
Cehennem Öyküleri, kendi rızamızla yitirdiğimiz masumiyetimizi nasıl ve nerelerde kaybettiğimizi bize tekrar hatırlatan bir kitap.
 
Fazlasıyla cüretkâr ve sarsıcı...

İNTİHAR ETÜDLERİ DAİRESİ (Roman/Nemesis Yayıncılık/2010)

İNTİHAR ETÜDLERİ DAİRESİ  (Roman/Nemesis Yayıncılık/2010)İNTİHAR ETÜDLERİ DAİRESİ  (Roman/Nemesis Yayıncılık/2010)İNTİHAR ETÜDLERİ DAİRESİ  (Roman/Nemesis Yayıncılık/2010)

Roman, Aristo’nun  “İntihar devlete karşı işlenmiş bir suçtur” sözünü hareket noktası olarak alıyor. Zaten adından da anlaşılacağı gibi İntihar Etüdleri Dairesi bir devlet dairesi.
 
Ama ne daire? İntihara eğilimli vatandaşlarını önce yaygın espiyonaj ağıyla tespit ediyor, sonra onlara teker teker üsturuplu mektuplar yazıyor bu eğilimlerinden vazgeçirebilmek için. Resmen esirgeyen, kollayan ve gözeten bir devlet. Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi adeta.
 
Hayatlarından hoşnut olmayan bir gurup insanın kendileriyle, otoriteyle ve geçmişleriyle cebelleşmelerinin özenli bir üslupla  hikâye edilmesi bu kitap.
 
Hayat yaşanmaya değer mi sorusunu hep soran, bir seçenek olarak intiharı didik didik eden ve nihayet yaşamı evetleyen bir roman İntihar Etüdleri Dairesi.
 
Çağrışımlarımızı serbest bırakırsak nerelere gidebilirizi merak ediyorsanız çok katmanlı bir ironinin her sayfasına işlediği bu roman size hitap edebilir.
 
Mizah duygusundan yoksun olanların, Allah devlete-millete zeval vermesincilerin, hayatlarında sorgulanacak bir şey bulamayanların ve iyi bir “edebiyat” okuru olmayanların bu romandan uzak durmaları şiddetle önerilir...

KAYBETMEYE ÖVGÜ (Roman/Galata Yayınları/2003)

KAYBETMEYE ÖVGÜ (Roman/Galata Yayınları/2003)KAYBETMEYE ÖVGÜ (Roman/Galata Yayınları/2003)KAYBETMEYE ÖVGÜ (Roman/Galata Yayınları/2003)

Andre Malraux’nün  “Aslında her roman bir otobiyografidir” sözünü çok doğrulayan bir ilk roman  denebilir  “Kaybetmeye Övgü” için. Bu roman da, ilk romanların çoğu gibi, söylemek istediklerini büyük bir safiyet ve coşku içinde söylüyor.
 
Roman bir taşra arka planında başlıyor. İlk sayfalarda taşranın sıcaklığa ve içtenliğe feda ettiği mahremiyetini duyumsuyorsunuz iyiden iyiye. Sayfalar ilerledikçe hayatın girift hale gelmesinin,  saldırganlığın, özyıkımın ve masumiyetin kaybolmasının  eşlik ettiği bir kaybetme duygusunun hüznünü yaşıyorsunuz.
 
Hilmi Yavuz’un  “Hüzün ki en çok yakışandır bize” diye anlattığı hüznü derin bir ironi eşliğinde bütün içtenliğiyle yaşıyorsunuz roman boyunca.
 
“Kaybetmeye Övgü”  aşkı, evliliği, ölümü, ihaneti ve tüm mahkumiyetlerimizi sorgulama çabasında olan bir ilk roman.
   Roman’ın başkişisi Ozan’la çıkacağınız yolculuk sizin de hoşunuza gidecek.